Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Eren Tüm
Eren Tüm

RüzgârGülü*

“Derdi olana yolun meşakkati, yılların gövdede açtığı yaralar, saatlerin birbirini kovalayan telaşı sorulmazdı.”**

bir

Direksiyonun başındaydı, arabanın teybinden bir müzik çalıyordu: “Bir güzelin aşkı ile yandı ha yandı…”***

Zihni derin düşüncelere gömülmüştü. Gökyüzü alacaydı; insanın içi gibi bir belirsizliği taşıyordu. Bir türlü karar veremiyordu. Neşeli olmak için bir sebep arıyordu. Keyifsiz olmak içinse sebebi çoktu.

Virajlı yollarda direksiyon hâkimiyeti yolun kıvrımına göre değişiyordu. Göğsünün yumrusunda ve fikrinin çizgisinde değiştirdiği şeritleri yolculuğunda yapmaması gerektiğinin farkındaydı. Eşinin her gün fısıldadığı “dikkatli ol” sözünü bir ibadet gibi yerine getiriyordu. Dikkatsiz olduğu günlerin açığını, diğer günler daha çok dikkat ederek kapatmaya çalışıyordu.

Pür dikkat yolculuğunda ilerlerken karşı şeritte bir kaplumbağa belirdi. Kaplumbağa, sırtındaki kabuğuyla yaşamın ağırlığını taşıyarak yavaşça ilerliyordu. Ona yaklaştığını görünce başını kabuğuna gömdü ve sessiz bir bekleyişe geçti; eşinin “dikkatli ol” sözü, bir sesin yayılıp kaybolan dalgalarına karıştı. Kaplumbağayı yolun kenarındaki çalılıklara koymak için uzandığı anda, karşıdan gelen bir motor her şeyi değiştirdi.

Arabanın teybinden müzik çalmaya devam ediyordu: “Saatim gün geçer, her günüm aydır. Üç yüz altmış beş günüm de yandı ha yandı…”

iki

Bir kalabalığın ortasında, bir sandalyede oturuyordu. Kalabalığın içinden ağıt sesleri, gitgide artan bir tonda yükseliyordu. Herkes o an sadece ona ağlamıyor, kendi geçmiş acılarına da gözyaşı döküyordu. Gözyaşlarının kelimeleri yuttuğu, kelimelerin eksik kaldığı bir andı.

Başına taktığı örmeli eşarp saçını gizleyemiyordu. Eli bir anlığına saçına gitti. Çocukluğunda saçlarını okşayan ele veda etmenin acısını daha derinden hissetti. O an kurulan sözler acısını hafifletmiyor, boşluğa bırakılmış anlamsız cümleler gibi geliyordu. İçinde kocaman bir çukur oluşmuş, üzerine toprak serpilmesini bekliyordu. Toprak serpilip kürekler yere bırakıldığında, ağzından şu sözler döküldü: — Böyle ölünür mü? Böyle ölünmez! Tosbağa kurtarılırken ölünmez… Ölme, baba!

üç

Rüzgâr estikçe toprağın üzerindeki çalı çırpılar savruluyor, rüzgârgülleri yavaşça dönüyordu. Rüzgârgülleri her esintiye kulak kesiliyor, görünmez bir enerji üretiyordu. Uzun gövdeleriyle toprağı sıkıca kavrıyor, başlarını hep dik tutuyorlardı.

Bir tosbağanın hayatı uğruna kendi hayatını hiçe sayan insanlığın rüzgârgülüne selam olsun. Rüzgârgülleri, bugünden geleceğe taşıdıkları enerjiyle, insanlığın iyi olma çekirdeğini canlı tutar.

* Bu yazı, kaplumbağa ölmesin diye hayatını kaybeden Kemal Divrikli’nin anısına yazılmıştır.

** Kemal Varol, Ucunda Ölüm var

*** Bir Güzelin Hasretinden Ahından

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER