Akran zorbalığı, bir akran grubu içerisinde süregelen şekilde yaşanan, fiziksel, duygusal ya da sosyal biçimde zarar veren davranış biçimleri olarak tanımlanabilir. Özellikle okul ortamlarında sıklıkla karşılaşılan bir durumdur ve son zamanlarda ülkemizde ve dünyada bu tür davranışların artışta olduğu gözlenmektedir. Zorbaca davranışlar; fiziksel, sözel yahut çevrimiçi(siber zorbalık) şeklinde gerçekleşmektedir.
Teknolojinin gelişmesi ve internetin okul çağındaki hemen her çocuk tarafından kullanılması ve failin kimliğini gizleme imkanı olması ile birlikte, günümüzde siber zorbalığın daha kolay gerçekleştirilebildiği ve hızla yayıldığı görülmekte.
Zorbalık davranışlarını incelerken, çocuk ve gençlerin genel durumları temel alınır.
Genç ve çocuğun karakteristik özellikleriyle birlikte, zorbalığa uğramalarında bazı ortak yanlarının da var olduğu fark edilmektedir. Mağdur çocukların, ilkokul ve ortaokul düzeyinde, engellilik durumu, farklı etnik kökenlere ve kültüre sahip olunması, fiziksel olarak diğer çocuklardan farklı olması vb. durumlar öne çıkarken, fail genç ve çocuklara bakıldığında daha çok, aile içi şiddet mağduriyetleri, ailede bireyselliğine saygı duyulmaması durumları, popüler olma ve fark edilme dürtüsü gibi faktörler yoğun olarak görülmektedir.
Günümüzde, zorbaca davranışları tetiklediği düşünülen medya faktöründen de ayrıca bahsedilmesi gerekiyor. Günlük hayatta ve eğitim alanında internetin çocuk ve gençler tarafından fazlaca ve kontrolsüz kullanılışı, televizyon yayınları, haberler, dizi ve film sitelerinde şiddet görsellerinin açıkça yayınlanması gibi durumlar, çocuk ve gençleri bu tür davranışlara yönlendirebilme etkisi yüksek olan faktörlerdir. Bu noktada okul rehberlik servislerine görev düşmekte, öğrenci ve velilere güvenli internet ve sosyal medya kullanımı üzerine eğitimler verilmesi sağlanmalıdır.
Günümüz koşullarına bakıldığında, çocuk ve gençleri zararlı içeriklerden korumada uygulanması gereken bir diğer yol ise, çocukların söylenilenden çok yapılanı tekrar etme eğilimlerinden hareketle, yetişkinlerin de şahsi internet kullanımlarını olağan koşullara uygun şekilde sınırlandırmaları, beş yaş altındaki çocuklara oyalanmaları için telefon, tablet vb cihazları sunmamaları, ailelerin çocuklar ile bire bir kaliteli vakitler geçirmeleri önerilmektedir.
Okul ortamında ve/veya diğer akran gruplarında zorbalığa uğrayan çocukların, fiziksel zorbalık dışındaki durumlarda aileleri ve eğitimciler tarafından fark edilmesi daha uzun zaman alabilmekte ve yaşanılan durum çocuk üzerinde travma oluşturabilmektedir. Bu nedenle sözlü, siber ya da sosyal-duygusal zorbalığa uğrayan çocukların fark edilmesinde, çocuktaki gözle görülür davranış değişiklikleri, içe kapanma, öfke kontrolü zorluğu, ağlama krizleri, okul başarısındaki düşüşler, okula gitmek istememe, sosyalleşmekten kaçınma gibi davranışlara dikkat edilmelidir. Bu ve benzeri durumlarla karşılaşan aileler, paniğe kapılmadan, önce çocuk ile uygun bir dil kullanarak konuşmalı, daha sonra, okul rehberlik servisleri ile ve gerekli olduğu takdirde ruh sağlığı uzmanları ile görüşmelidirler.
Son olarak, okullarda zorbalığın önlenmesine yardımcı olacak bazı uygulanabilir politikalardan bahsetmek gerekirse; personelin eğitilmesi, okul ortamının değiştirilmesi, zorbalık karşıtı bir danışma ekibi kurulması, yetişkin gözetiminin arttırılması, uygun bireysel müdahale ve zorbalık davranışında bulunan çocuk ve gençlerin de gerekli eğitim ve psikososyal desteğe ulaştırılmaları olarak sıralayabiliriz. Sürecin her iki tarafın aileleri ile ortak şekilde yürütülmesi gerekliliği de göz ardı edilmemelidir.
Unutulmalıdır ki, uygun ve erken müdahale ile her çocuk ve genç “kurtarılabilir”. Yine unutulmamalıdır ki, gelecek nesiller hem ülkemizin hem de dünyanın daha iyi bir yere gidebilmesi adına en büyük umudumuzdur…
Yararlanılan kaynaklar: www.memorial.com, “Çocuklarla Sosyal Hizmet Uygulaması,” kitabı Nancy Boyd Webb
Aile Danışmanı/ Sosyal Hizmet Uzmanı C. Hande Çiftci
Hande Çiftçi











