“Yalnızdır insan.
Hep kalabalıklara karışma telaşı bundandır,
kalabalık yalnızlıklar, yalnız kalabalıklar oluşur,
şehir şehir, ülke ülke…” *
Yaşam, çocukluğumuzun sınıflarında duvarlara asılı mevsim şeritleri kadar keskin değildi. Aksine, mevsimlerin birbirine karıştığı o belirsizliği taşıyordu içinde. İçinden geçtiğimiz her an, bazen göğsümüzde bir yumruya, bazen zihnimizde bir sise dönüşüyordu. Vücudun bir sistemi varsa, yaşadıklarımız o sistemde birer arıza kaydı açıyordu.
Belki de bu yüzden kaldırımın üzerinde ilerliyordum. Adımlarımı sayıyor, önümdeki çizgiyi kaçırmadan takip ediyordum. Hayatın yarattığı belirsizlikten kendimi, biraz da olsa, böyle uzak tutar gibiydim. Kaldırımın ve üzerindeki çizgilerin yalpalamadan, eğimsiz ve düz ilerleyişi beni bu tuhaf rahatlama biçimine itiyordu. Hayatımı somut bir şeyde toplamak gerekseydi, en çok kaldırımları, daha da çok üzerindeki o kusursuz çizgileri kıskanırdım.
Aslında mesele sadece benim yürüdüğüm kaldırım değildi. Üzerinde var olduğumuz bu dünyada biz insanlar, hep bilinmezden çekinmişiz. Her şeyi açıklamaya çalışmış, açıklayamadıklarımıza ise ulvi anlamlar yükleyerek kendimize çıkış yolları aramışız. Belirsizliği, net olmayanı sevmemişiz öteden beri. Oysa bir zamanlar birbirimizi sevebilmişiz. Birlikte toplamış, birlikte avlanmışız. Ortak bir yaşam kurabilmiş, bir bütünün parçası olduğumuzda anlam kazandığımızı fark etmişiz. O zamanlar çizgiler daha netmiş; karmaşa yokmuş. İhtiyaçlar sınırlı olsa da “birimiz hepimiz için” düşüncesi insanlığın hafızasında yer etmiş.
Şimdi ise, suyun akıp biriktiği gibi, insanların da şehirlerde toplandığı merkezler vardır. O gün de insanlar şehrin göbeğinde, birbirine değmeden, dokunsalar cız olacak bir mesafeyle ilerliyordu. Yüzlerinde asılı kalan ifadeler, belki de hiçbir zaman bilemeyeceğimiz yüklerin izini taşıyordu. Herkes kalabalığın içinde kendi tenhalığını yaşıyordu. İçimden, şehrin ortasında durup herkese “Nasılsınız?” diye haykırmak geçti. Ama biliyordum; “iyiyim”, “iyiyiz” gibi ezberlenmiş cevaplar beni tatmin etmeyecekti.
Hepimizin bir bütünün parçaları olduğunu göremediğimiz sürece, kendi belirsizliğimizin içinde savrulmaya devam edeceğiz. Oysa ayrı ayrı yaşadığımızı sandığımız bu hayatların aynı yerden aktığını fark edebilsek… Arıza kaydı oluşturacak ortak bir hafızaya ulaşırdık.
* Yılmaz ERDOĞAN, Bana Bir Şeyhler Oluyor Oyunu (Yalnızlık Tiradı)











