Bandırma büyüdükçe, geliştikçe çok ilginç; adeta burunlarından kıl aldırmayan, egoları tavan yapmış kibir abidelerine ev sahipliği yapmaya başladı. Son zamanlarda Bandırma’da, kendilerini bu kadim kentin sahibi zanneden bir azınlık var ki anlatması güç. Sanırsınız ki şehri sıfırdan onlar inşa etmiş, kentin işleyen çarklarını nefesleriyle onlar döndürmüş. Girdikleri her ortamda o meşhur “Bandırma bizden sorulur” cümlesini dillerine dolamış durumdalar.
Oysa bu arkadaşlar, kendi küçücük dünyalarında, şatafatlı toplantı masalarında oyalanmak yerine başlarını kaldırıp halkın içine çıksalar; sokağın gerçek sahiplerinin sesini duyabilseler, Bandırma’ya kuruşluk faydalarının dokunmadığını, aksine kibirlerinin gölgesiyle büyük zarar verdiklerini görecekler. Öyle ki bu dar dünyalarında kendilerini her konunun uzmanı zannetmeye başlamış durumdalar. Her projenin gizli kahramanı onlar, her başarının tek sahibi yine onlar…
Sorsanız, Bandırma yansa bir nefeste söndürecekler; sel bassa anında suyu geri çekecekler. Ama iş icraata, taşın altına el koymaya gelince ortada koca bir sessizlik, derin bir boşluk var. Çünkü mesele Bandırma’nın sorunlarına çare olmak, kente hizmet etmek değil; mesele kişisel egoları tatmin etmek, görüntü vermek, protokolde ve cenaze namazlarında en ön saflarda yer kapmak, fotoğraf karelerine girmek için birbirini itelemektir. Bu sözde duayenlerin en önemli ilgi alanı da tam olarak budur.
Bakın, bu güzel şehir her geçen gün yaşanmaz, çekilmez bir hâl alma yolunda ilerlerken; sizlerin popülizm peşinde koşması, Bandırma’nın gerçek emekçilerini ve halkını yok saymaktır. Birileri üç kuruşluk icraatları allayıp pullayarak otuz yıllık devasa bir hizmetmiş gibi sunarken, bu kentin asıl sahipleri, yani memleket sevdalıları görünmez kılınıyor.
Öncelikle şunu herkes iyi bilmelidir ki; Bandırma’yı bu kibir abideleri ne kurdu ne de yaşatıyor. Bu şehir; sabahın köründe kepenk açan esnafıyla, fabrikada ter döken işçisiyle, tarlasında didinen çiftçisiyle ve evlatlarının geleceği için Bandırma’yı tercih eden insanlarıyla, genç nüfusuyla ayakta duruyor. Bandırma, bugün böbürlenenlerin değil; alın teriyle, emeğiyle ekmeğinin peşinde koşanların omuzlarında yükseliyor.
Ne güzel söylemiş atalarımız: “Böbürlenme padişahım, senden büyük Allah var.” Maalesef kibir, en çok sahibini küçültür. Ortada somut bir marifet yokken, sahte gülücüklerle kurulan tahtlar, esen ilk rüzgârda yıkılmaya mahkûmdur.
Evet, bugün Bandırma’nın ihtiyacı olan tek şey; kibirden ve egodan arınmış, ranta değil çözüme ve üretime odaklanan, alçakgönüllü olmayı becerebilen insanlardır. Peki ya diğerleri? Varsın onlar aynanın karşısında kendi hayallerini seyretmeye devam etsinler. Bandırma, bu içi boş gürültüleri çoktan görmezden gelmeye başladı bile.
Sizler egonuzla, kibirle yarış atı gibi tırnaklarınızın ucunda yürümeye devam edin. Bu şehir, suskunların ve gerçek sahiplerinin emeğiyle ayakta kalmaya devam edecektir.











