Marmara’nın incisi olarak anılan bu güzel şehir, bugün ne yazık ki bambaşka bir manzarayla karşı karşıyadır. Bandırma’nın cadde ve sokakları, çöp ve pislik içinde kalmıştır. Gerek Büyükşehir Belediyesi’nin gerekse Bandırma Belediyesi’nin emekçi çalışanları gece gündüz demeden temizlik için büyük bir çaba gösterse de şehirdeki kirliliğin önüne bir türlü geçilememektedir.
İnsanlar caddelerde, sokak ortasında tükürmekte; yediklerini, içtiklerini, çekirdek kabuklarını, sigara izmaritlerini yerlere atmakta; köpeklerinin pisliklerini görmezden gelmektedir. Oysa unutulmamalıdır ki bir şehrin aynası, onun cadde ve sokaklarıdır. Sabahın erken saatlerinde sahilde yürüyüşe çıktığınızda, denizin sarıya çalan maviliğinin yanında plastik şişeler, poşetler ve çeşit çeşit atıklarla karşılaşmak artık şaşırtıcı gelmemektedir. Pazar yerlerinin ardından kalan manzara ise adeta bir savaş alanını andırmaktadır. Parklarda oynayan çocuklarımızın ayaklarının dibinde, akşamcıların yerlere kırıp attığı cam kırıkları, çekirdek kabukları ve pet şişelerden söz etmek bile istemiyoruz.
Bu tablo yalnızca Bandırma’nın imajını zedelemekle kalmamakta; halk sağlığını ve çevreyi de ciddi biçimde tehdit etmektedir. Peki, sorumlular kimdir? Belediyeler mi, yoksa çöpünü denize, caddeye, sokağa atan insanlar mı? Aslında cevabı çok basit ama bir o kadar da acıdır: Bizler. Evet, şaşırmayın; Bandırma’da yaşayan her bir insan bu kirliliğin sorumlusudur. Çünkü yerlere tükürmeyi, sigara izmariti atmayı, yediklerimizi içtiklerimizi sağa sola bırakmayı normal bir yaşam biçimi olarak görmeye başladık. “Herkes atıyor, biz de atalım; nasılsa belediyenin temizlik emekçileri temizler,” diye düşünüyoruz. Herkes böyle düşündüğünde ortaya çıkan sonuç ise çöp dağları oluyor.
Köpeklerimizi gezdirirken pisliklerini toplamayı ihmal ediyor, çevremizi temiz tutmayı ve doğayı korumayı öğrenemiyoruz. Sanki bu şehir bizim değilmiş, yarın burada yaşamayacakmışız gibi davranıyoruz. Peki, bu durumu nasıl değiştirebiliriz? Bana göre değişim, kendimizden başlamakla mümkündür. Yerlere çöp ve sigara izmariti atmamak, sokak ortasında tükürmemeyi alışkanlık haline getirmek zorundayız. Evcil hayvanlarımızı gezdirirken yanımızda mutlaka poşet bulundurmalıyız.
Elbette bunlar yeterli değildir. Çevremizdeki insanları da bilinçlendirmeliyiz. Komşumuza, arkadaşımıza, akrabamıza ve gerektiğinde tanımadığımız insanlara nazikçe uyarılarda bulunmalı; çevreyi ve doğayı korumanın önemini anlatmalıyız. Çöpünü yere atan genci, sokağa tükürmeyi alışkanlık haline getiren adamı, sigara izmaritini kaldırımın ortasına atan kadını kibarca uyarmaktan çekinmemeliyiz.
Vatandaş olarak sorumluluk almak önemli olsa da tek başına yeterli değildir. Belediyelerin de üzerine düşeni yapması kaçınılmazdır. Şehrin en işlek caddelerine daha fazla çöp kutusu ve konteyner yerleştirilmeli, temizlik hizmetleri sıklaştırılmalıdır. Park ve bahçelerde köpek pisliği poşeti istasyonları kurulmalı; çevre bilincini artıracak kampanyalar hayata geçirilmeli ve caydırıcı cezalar gecikmeden uygulanmalıdır. Avrupa’nın birçok kentinde, başta sakız olmak üzere çevreyi kirleten davranışların ağır yaptırımlara tabi olduğunu biliyoruz. Bandırma’da ise bu konuda ciddi bir uygulama bulunmamaktadır; ceza kesilmemekte, kesilmek istendiğinde ise ciddiye alınmamaktadır.
Artık bu kısır döngüyü kırmanın zamanı gelmiştir. Bandırma’nın geleceği bizim elimizdedir. Bu şehri temiz, güzel ve yaşanabilir bir yer haline getirmek mümkündür. Şöyle bir düşünün: Yirmi yıl sonra çocuklarımız Bandırma’yı hatırladığında ne görmelerini isteriz? Çöp dağlarını mı, yoksa tertemiz sokakları ve deniz kenarında huzurla oturabilecekleri bir cennet köşesini mi?
O hâlde yapılacak tek şey bellidir: Şehir bizim evimizdir ve evimizi temiz tutmak hepimizin görevidir. Unutmayalım, değişim büyük hamlelerle değil, küçük ama kararlı adımlarla başlar. O ilk adımı atacak kişi ise şu anda bu satırları okuyan siz olabilirsiniz.











