24.09.2020 - Banses Gazetesi - Bandırma Güncel Haber

TÜRK KÜLTÜRÜNDE TAVLA

TÜRK KÜLTÜRÜNDE TAVLA
Bandırma Emlak

TÜRK KÜLTÜRÜNDE TAVLA

 

            Tavla Türk Kültürü’ne Osmanlı Devleti zamanında geçmiştir. İlk başlarda sarayda oynanmaya başlamış sonrasında da halka inmiştir. İlk başlarda strateji ve zeka oynu olarak oynanmaya başlamış zaman ilerledikçe de keyifli zaman geçirmek için bir araç olmuştur.

Tavla; esnaflar arasında müşterilerinin olmadığı zamanları eğlenceli geçirmek için kullanılmaya başlamış, zamanla da dilimize “esnaf tavlası” gibi bir deyim yerleştirmiştir. Esnaflar arasında oldukça eğlenceli bir zaman geçirme aktivetesi olan tavlanın tekerlemeleri de bu esnaf tavlasında çok sık kullanılır. Aynı zaman da tavla oynarken işten, aileden, mahalleliden sohbet edilir. Birlikte çay kahve de içilir. Birleştirici ve samimiyet göstergesi olmuştur.

Aynı zaman da Türk Kültürü’nün önemli bir prçası olan kahvehanelerde de oynanır. Kahvehaneler Türk erkeklerinin evlerinden uzaklaştığı, iş stresini attığı, akranları ve büyükleri ile sohbet edip sosyalleşebildiği ve çeşitli oyunlar oynadığı yerlerdir. Genelde erkeklere özgüdür ve oldukça yaygındır. Bu kahvehanelerde iskambil oyunları, okey ve tavla gibi çeşitli oyunlar oynanır. Birebir oturup sohbet etmek isteyen Türk erkekleri kahvehanelerde tavlayı aracı yaparlar.

Sohbetlere ve sosyalleşmeye aracı olan tavla zaman içinde iyice yaygınlaşıp evlerde ve bir çok kafede yerini alınmıştır. Kadın erkek demeden herkesin keyifle oynamaya başladığı bu oyun zamanla sani Türk Kültürü’ne aitmiş muamelesi görmeye başlamıştır. Aslen İran Kültürü’ne aitliği çoğu Türk insanı tarafından da bilinmez. Çünkü o kadar özleşmişlerdir ki… Esnaflar arasında, kafelerde, kahvehanelerde, evlerde… Aklınıza gelebilecek her yer de Türk insanı tarafından oynanıp kabul görmesi zaman aşımıyla birlikte Türk Kültürü’nün bir ögesi olarak kabul görmüş ve vazgeçilmezi olmuştur.

Kadın, erkek, zengin, fakir, esnaf, memur, öğrenci gibi her kesimden insanın bildiği ve keyifle oynadığı tavla umarım nesiller boyu oynanmaya devam eer. Türk Kültürü’nde önemli bir yeri olduğu çok açıktır. Sonradan gelmesine rağmen vazgeçilmeyecekbir öge haline gelmiştir.

Son olarak bu kadar bahsi geçen Türk Kahvehane Kültürü’ne de göz atalım.

Türklerde Kahvehane Kültürünün Doğuşu ve İstanbul’da İlk Kahveler

Kahvenin ilk önce 15. yüzyıl ortalarında Yemen’de sufilerce kullanılıp kullanılmadığı tartışması günümüzde dahi sürse de, kahvenin Yemen dışındaki bölgelere ulaşması bü­yük olasılıkla kâr peşindeki tüccarların işiydi. Tüccarlar kahvenin girdi­ği sınırlı çevrelerde hemen benimsendiğinin farkındaydı ve bazıları böyle bir ürünün olağanüstü bir ticari potansiyel taşıdığını fark etmişlerdi. Fakat ortada ufak bir pazarlama sorunu vardı. Kahve çuvallarını büyük kentlerin pazarlarında satmaya odaklansalar, büyük olasılıkla çok ağır işleyen bir taleple karşı karşıya kalır­lardı. Özellikleri, kullanım alanı, hazırlanışı hiç bilinmeyen bir ürünü kim satın alırdı ki? Talebi artırmak için işe ön­ceden pişirilip hazırlanmış içeceği küçük tezgâhlarda ya da dükkânlarda satarak başlamak herhalde çok daha iyi olurdu. Böylece fiziksel büyüklüklerine göre kahve ocağı, kahve dükkânı ve kahvehane doğmuş oldu.

Tarihi veriler ışığında kahve gibi kahvehanelerin de Arap kökenli olduğunu kabul etmek gerekir. Ne var ki Türkler, 16. yüzyılda tanıştıkları kahve ve kahvehaneyi onlardan çok daha sevmiş ve benimsemişlerdir. Kahve büyük olasılıkla hac kervanları aracılığıyla Suriye’ye ve oradan da İstanbul’a kadar ulaştı. Sık sık gidip gelen kervanlar, Doğu’nun bu bilinmeyen lezzetli içkisini de İstanbul’a getirmişti. Peçevi tarihi, Osmanlı’daki ilk kahvehanenin açılışını şöyle anlatır:

1554 yılında, Halepli Hakem ve Suriyeli Şems adında iki şahıs, Tahtakale’de birer kebir dükkân açıp kahve-furuşluğa başladılar. Keyfe müptelâ bazı yârân-ı safâ, hususiyle okuryazar makulesinden nice zürefa toplanır oldu. Yirmişer, otuzar yerde meclis durur oldu. Kimi kitap okur, kimi tavla ve satrançla meşgul olur, kimi nevgüfte gazeller getirip marifetten bahsolunurdu…

Osmanlı’da ilk kahvehanenin Tahtakale’de açılmasından sonra kahve, halk arasında o kadar büyük ilgi gördü ki, kısa zamanda yerden biter gibi, şehrin çeşitli semtlerinde sayısız kahvehane açıldı. Ancak bunlar, cemiyet ve toplum için gerçekten faydalıydı. Peçevi’nin dediği gibi, halk buraya sadece kahve içmek için gelir ve kahvesini içerken de faydalı meşguliyetlerle oyalanırdı. Kısacası Osmanlı kahvehane kültüründe buraları kahve içilirken aynı zamanda günlük, siyasal ve edebi sohbetlerin yapıldığı, mahallelinin birbiriyle buluştuğu sosyal mekanlardı.

İlk kahvelerde sedirlerde oturulurdu. Kahvelerin ortasındaki fıskiyeli mermer havuz, bilhassa yaz aylarında tiryakiler için eşi bulunmaz bir serinlik kaynağı idi. Bunun çevresinde yer alan sedirler yahut kerevetler üzerinde diz çökerek, bağdaş kurularak kahve içilirken, meddahların anlattığı hikayeler dinlenirdi. İlk İstanbul kahveleri, devrin zariflerinin toplantı yeriydi. Gece veya gündüz, orada oturup konuşulur, sohbet edilir; orada randevu verilir, orada önemli kararlar alınırdı. Konu ciddi olsun olmasın herhalde hiçbir yer sohbet etmek için kahvehanelerden daha iyi olamazdı. Yarattığı gevşetici çevre ve hoşça vakit geçirme ortamı sayesinde kahvehaneler hasır ve kilimler üstünde sohbet edilen camilerin yerini almıştı.

Kahvehanelerin popülerleşmesinin bir diğer nedeni de, daha önce dostlarına evde ziyafet vermek için büyük paralar harcamak zorunda kalan kişilerin, kahvehanenin doğuşuyla birlikte bu işi valnızca birkaç sikkeyle ucuza kapatabilmesiydi. Artık eskiden olduğu gibi malları, karısı, çocukları, köleleri ve mal varlığının göstergesi süsler ve simgeler arasında konuk ağırlamasına gerek yoktu. Hem tanıdığı hem de tanımadığı kişilere bile ne kadar cömert olduğunu çok az bir harcamayla kanıtlayabilirdi:

Kahvehanede oturan bir kimse, eğer az çok kibar biriyse, içeriye tanıdığı kişi­lerin girdiğini görünce, kahvehane sahibine onlardan para almamasını söyler. Bütün bu iş tek bir sözcükle yapılır; yeni gelenin önüne kahvesi konduğunda, ikram sahibi yalnızca bedava anlamında “caba” diye bağırır.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Paylas
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

deneme bonusu | kaçak bahis | bahis | betting site | film izle | deneme bonusu | xn--bets10giri-n9b.com