29.05.2020 - Banses Gazetesi - Bandırma Güncel Haber

İstiklâl Madalyası-3 25/02/2020

İncila Çalışkan

Yazarın şu ana kadar yazılmış 92 makalesi bulunuyor.
Paylas

Emin’in kaşları çatıldı. Muzaffer’in yüzüne baktı. Değişmişti. Kartal kesilmişti. Kanatlanıp uçacak sandı.

“Sen nereden biliyorsun Muzaffer agam ?”

“Fransız Karakolu’nun, çöplüğe attığı Fransızca gazetelerini her gün gizlice alır, okurum ben. Yunanlılar ilerliyor. Aydın, İzmir kan ağlıyor. Bugün değilse yarın buradalar.”

Emin sarsıldı. Muzaffer’in Galatasaray Lisesi’nde okurken cepheye gönüllü gittiğini hatırladı. Yaz tatillerinde valizinde Fransızca kitaplarla gelirdi. Türkçe’ye çevirdiği öyküleri, şiirleri çevresine verirdi. Öğrenciyken kışın İstanbul gazetelerine tercümeler yapıp harçlığını çıkardığını da anlatmıştı.

“Ne yapmak gerekir agam? Böyle durulmaz! Çabuk söyle! Koşup bana geldiğine göre bir bildiğin var senin.”

Muzaffer kartal gibi kollarını iki yana açtı. Şimşek gibi bakışlarını Emin’in yüzüne dikti:

“Ha şöyle. Dört oğlanın en küçüğü sensin. Sıra sana da geldi. Çanakkale kahramanı, ‘Kuvayı Milliye Ankara’ya yanıma gelsin,’ demiş. Durulmaz gayrı!”

“Anamız, kız kardeşimiz ne olacak? Onları nasıl yalnız bırakırız?”

“Onlar kendilerini korur. Eve giderken un götür anamıza. Kız kardeşimizin kocası Mustafa’ya haber sal, o da katılsın bize. Abdurrahman’a söyle, matbaa makinesini yükleyin arabaya, getirin istasyona. Karanlık basınca, Fransızlar’dan gizlice lokomotife atlar, hepimiz kaçarız Ankara’ya. Kemal Paşa gazete çıkaracakmış kurtuluş müjdeleri vermek için yazı makinesi, Kemal Paşa’mıza çok gerekliymiş!”

Emin telaşlı sordu:

“Kâmil agamı düşünmedin mi? Yalnız mı bırakacaksın?”

Muzaffer içi rahat güldü:

“O mu? Hazır bile. Görsen, dili çözüldü.”

Emin ilk kez fark etti. Muzaffer göğsüne çift fişeklik kuşanmış, başına kalpak giymişti. Bacaklarında külot pantolon, belde tabanca… Tam Kuvayı Milliyeci. Kolunun altında ekmek yok! Savaşa hazır kartal gibi kolları inip kalkıyor. Şahlanmış, coşkulanmış, sel olup bendini yıkmaya hazırdı.

Emin, un torbasıyla evine koşarken yolda candan arkadaşı Dimitri’yi gördü. Dimitri okul arkadaşıydı. Gazlıgöl’de yüzmeye giderlerdi her fırsatta. Birlikte içtikleri geceler sirtaki, zeybek, harmandalı oynarlardı. Emin’in kız kardeşi Havva’nın düğününde, batıda ilerleyen Yunan birliklerinden korkmadan, en çok yardım eden Dimitri olmuştu. Dimitri hüzünle Emin’e sarıldı.

“Emin, Yunan Ordusu Afyon’a girdi girecek. Yazık oldu, yaşamımızı zehir ettiler. Barış bitti Emin! Size de bize de yazık oldu!”

Emin sırtını sıvazladı Dimitri’nin. Onu ne çok sevdiğini düşündü. Kararlı gözlerle yüzüne baktı, Dimitri’nin korkusuz yüzü kederli görünüyordu:

“Barış yine kurulur Dimitri, kaygılanma. Anam sana emanet. Ona iyi bak. Kız kardeşimin kayınpederi var, onu kendi kızlarından ayırmaz, korur. Biz Kemal Paşa’ya asker olmaya gideriz!”

Dimitri başını salladı. Sesi zor çıkıyordu.

“Anneni merak etme sen. O, benim de anam. Asıl sen kaygılanma!”

Emin ürperdiğini hissetti. Uykudan uyanır gibi çevresine çocuk gözlerle baktı. Namaz kılanlar camiden çıkıyordu. Usulca güldü. Başını gökyüzüne kaldırdı. “Barışı düşünürken namazı unuttuk,” dedi. Uzaktaki çocuklara baktı. Simitleri, buğday tabağını bir kenara bırakmışlardı. Kaldırım taşlarına çizdikleri çizgilerden atlaya zıplaya sek sek oynuyorlardı…

Çocuklara güldü Emin. “Çocuklar,” diye düşündü. “Oyun ne tatlı şeydir çocuklar için. Cephede çocuktuk hepimiz. Dallara salıncak kurardık kimi gün. Yüzbaşı bakar bakar gülerdi bize.”DEVAMI YARINA…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ