16.07.2020 - Banses Gazetesi - Bandırma Güncel Haber

Decubitus Ülser Tedavisi (Yatak Yarası) 16/04/2019

DR.FEVZI OZGONUL

Yazarın şu ana kadar yazılmış 63 makalesi bulunuyor.
Paylas

Decubitus ülseri hareket edemeyen hastaların uzun süreli yatakta veya sandalyede belirli pozisyonlarda durmaları sonucu sıklıkla sırt ve kalça bölgelerinde kemik
çıkıntılarının olduğu lokasyonlarda oluşan yaralardır.
Oluşmaması için hastanın sık sık yatma ve oturma pozisyonunu değiştirmesi, uzun süre baskıya uğramış bölgeye düzenli olarak masaj uygulanması ile o bölgenin
uyarılması ve uyarılması ve dolaşımının sağlanması gereklidir. Ayrıca uzun süre yatmak zorunda olan hastalara havalı yatak diye adlandırılan ve içindeki bir hava
motoru sayesinde yatak yüzeyinde sürekli olarak değişen çukurlar ve tümsekler oluşturan özel yatak önerilmektedir. Sadece benim sık sık karşılaştığım bir yanlış
uygulama var ki mutlaka bahsetmek istiyorum. Bu özellikteki yataklar kullanılırken hastanın altına terlememesi veya idarrını kaçırmaması için kalın havlu veya başka
birçok alt çarşaf kunuluyor. Eğer yatak yüzeyi ile hasta cildi arasına kalın bir örtü veya havlu koyarsanız bu yatağın diğer yataklarla en ufak bir farkı kalmayacaktır.
Dolayısıyla tedavi edici veya decubitus ülser yarasını engelleyici bir özelliği olmayacaktır. Bu nedenle bu özellikte yatakları kullanırken yatak üzerine sadece sıvıyı
geçirmeyen bir tarafı sentetik diğer tarafı pamuklu ince bir örtü dışında bir şey sermememiz gereklidir.
Decubitus ülser yarası oluştuktan sonra tedavisi birhayli zordur. Hatta hastada diabet gibi dolaşım bozukluğu yaratan bir metabolik hastalıkta varsa çok daha zordur.Bu
yazımda herhangi bir ilaç kullanmadan sadece karboksiterapi ve microroller yöntemini kullanarak decubitus ülser tedavisini anlatacağım.
Kullanılan yöntemlerin başında Karboksiterapi yöntemi geliyor. Karboksiterapi hakkında bir çok şey yazıldı, söylendi, fakat gene de kullanıldığı hastalıklar ve tedavi şekli
yeterince anlaşılamadı. Şimdi sizlere genel anlamda karboksiterapinin ne olduğunu , nasıl etki ettiğini, nasıl uygulandığını, Hangi rahatsızlıklarda kullanıldığını ve
tedaviyi nasıl gerçekleştirdiğini açıklamak istiyorum.
İlkokul çağlarında öğrendiğimiz bir şey vardır, canlılar yaşamlarını devam ettirmek için oksijeni kullanır ve karbondioksit gazı oluştururlar. Yeşil bitkilerde fotosentezde
karbondioksit gazını besin olarak kullanıp oksijen oluştururlar.Bu süregelen bir durumdur.Her hücre canlılığını davam ettirmek için mutlaka oksijen kullanır. Mesela
kaslarımız çok çalışırsa bu durumda kasların daha çok oksijene ihtiyacı olur, bunu karşılamak için vücut o bölgeye bol miktarda kan gönderir, çünkü oksijeni kan yolu ile
taşır. Kandaki, kırmızı hücrelerin üzerinde bulunan hemoglobin maddesi oksijenin taşımasını sağlar. Kas, çalıştığı sürece bol oksijene ihtiyaç duyar ve bol miktarda
karbondioksit gazı oluşturur. Kırmızı hücreler oksijeni getirdiği gibi, aynı yolla karbondioksit gazını da akciğere geri taşır ve soluk verme esnasında bu gazı dışarı atarız.
Buradan da anlaşılacağı gibi karbondioksit gazı akciğerlerimiz vasıtası ile dışarı atılır. Karbokdioksit gazı vücudumuz tarafından oluşturulan yani vücudumuzda var olan
bir gaz olduğu için tekrar vücudumuza verilmesi esnasında herhangi bir yan etki veya alleriye sebep olmaz. Karbondioksit gazını karboksiterapi tedavileri dışında
laparoskopik cerrahi girişimler öncesinde rahat bir görüş açısı oluşturmak için batın boşluğuna yaklaşık 5-6.000 cc miktarda vermekteyiz. Bu gaz dolaşımı arttırma ve
kanlanmayı sağlama dışında yanma ve allerji oluşturma gibi hiçbir yan etkiye neden olmaz.
Karboksiterapi tedavisinde de yapılan işlem tamamen benzerlik gösterir. Biz kanlanmasını ve oksijenlenmesini istediğimiz vücut bölgelerine dışarıdan karbondioksit gazı
vererek, vücudun bu gazı temizlemesini sağlarız . Vücut bu gazı temizlerken daralmış kan damarlarını açar, bölgenin bol kanlanmasını ve oksijenlenmesini sağlar. Ortamda bu kadar kan ve oksijen olunca da aynı unumuz var şekerimiz var neden helva yapmayalım der gibi, eğer o bölgede tedavi edilecek bir rahatsızlık varsa vücut
tedavisini de yapar.
Şimdi bu durumu biliyoruz teorik olarak karbondioksit gazı verdiğimiz bölgeye bol kan ve oksijen geliyorsa bu etkiyi kullanarak ne tür tedaviler yapabiliriz. En önemlisi
teorik ve pratik aynı şekilde işler mi?
Mesela bir diabet yaramız olsa. Diabet yarası şeker hastalarının uç noktalarında görülen, şeker hastalığı nedeniyle damarların , özellikle kılcal damarların tıkanmasına
bağlı o bölgelerin yeterince beslenememesin den kaynaklanan ülseratif yaralardır. Bu yaralar çok zor kapanır çünkü o bölgelerde kan dolaşımı çok azdır. Bu nedenle bu
bölgelerde açılmış yaraların kapanması için hiperbarik oksijen tedavisi ( Yüksek basınçla verilen saf oksijen ) gereklidir. Eğer bizim verdiğimiz karbondioksit gazı bu
bölgeye kan ve oksijen taşıyorsa bu yaralarında kapanması lazım . O zaman bu bölgeye karbondioksit gazı verelim. Karbondiosit gazının yakıcı , alerji yapıcı, dokuyu
nekroze edici bir etkisi olmadığına göre vermemizde hiçbir sakınca yoktur üstelik verdiğimiz miktar sadece 10 cc olarak sınırlıdır. Biraz sonra anlatacağım dekubitus
yara tedavisi gibi aynı prensipleri kullanarak diabet yaralarınıda tedavi edebiliriz. Zaten tedavisini yaptığımız birçok hastanın tedavi sırasındaki safhaları gösteren
foroğrafları da arşivimizde mevcuttur. Üstelik bu tedavilerde sadece karbondioksit gazı ve microroller kullandığımız için tedavi maliyeti çok çok düşüktür.
Karboksiterapiyi böyle anlattıktan sonra şimdi diğer yöntemimiz olan microroller a gelelim ;
Microroller paslanmaz çelik bir disk üzeride lazer kesimle oluşturulmuş 42 adet 0.5 mm konik tarzda iğne ucunu taşıyan 5 adet diskin bir araya geldiği küçük bir el
rolleridir. paslanmaz çelikten oluştuğu ve sap kısmının da 180 c ısıya dayanıklı bir plastikten üretildiği için steril edilebilen ve oldukça sağlam bir üründür. Microroller’i
hertürlü cilt tetiklenmesi için kullanmaktayız. Bunlar arasında saç tedavisi, yüz tedavisi, selülit tedavisi, çatlak tedavisi ve kapanmayan yara tedavilerini sayabiliriz.
Şimdi decubitus yaramıza geri dönelim;
Ana neden dolaşım bozukluğu olduğu için öncelikle dolaşım bozukluğunu gidermemiz gerekli. O nedenle yara olan bölgeye belirli aralıklarla karbondioksit gazı enjekte
edeceğiz. CO2 gazı vücut tarafından bölgeden temizlenirken aşırı bir dolaşım artışı meydana gelir. Zaten bu dolaşım artışı ülser yarasının tedavisi için yeterlidir. Burada
kritik yarar decubitus ülser yarasının en içeriden dışarıya doğru tedavisi dir. Biz bölgeye derin CO2 gazı verdiğimizde derin dokulardan başlayarak yüzeye kadar
dolaşım artışı ve oksijenlenme yaratırız. Bu da bize yarayı içeriden dışarıya doğru tedavi etmemizi sağlar. İkinci önemli konu, yaranın dış bölümünde bulunan ölü
tabakaların temizlenip canlı dokunun tetiklenmesi gerekir. Bunu da microroller adını verdiğimiz iğneli bir disk ile yapabiliriz. Yara dışından microroller yardımı ile
yüzbinlerce mikro enjeksiyonlar yaparak ölü tabakanın canlı deriden ayrılmasını aynı zamanda canlı derinin de bu mikro enjeksiyonlar ile tetiklenerek yeni hücre Tedavi protokolü, 72 saatte bir karboksiterapi her gün micrororller uygulaması şeklindedir. Resimlerde tedavi safhalarını görmekteyiz. Eğer bu makalede resim
yayınlanamaz ise resimleri www.drdream.com.tr Decubitus Ülser tedavisi bölümünde görebilirsiniz. Teşekkürler.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

deneme bonusu | kaçak bahis | bahis | betting site | film izle | deneme bonusu | xn--bets10giri-n9b.com