Bandırma Belediye Meclis Üyesi ve Ziraat Yüksek Mühendisi Burak Uğur, yaz aylarında artan orman yangınlarına karşı toplumsal bilinç çağrısında bulundu. Uğur, sadece yangının değil, arkasındaki ihmallerin de doğaya büyük zarar verdiğini belirtti.
İklim değişikliğinin Bandırma ve çevresindeki ekosistem üzerindeki etkilerine dikkat çeken Ziraat Yüksek Mühendisi ve Belediye Meclis Üyesi Burak Uğur, orman yangınlarının artık iklim krizinin bir sonucu olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Modern tarım tekniklerinin yaygınlaştırılmasının önemini vurgulayan Uğur, çevreye duyarlı bir yaşam biçiminin gerekliliğine dikkat çekti. Uğur, ,“Son dönemde artan orman yangınları, hepimiz için derin bir üzüntü kaynağı. Bir ağacın büyümesi on yıllar sürerken, o ağacın yok olması sadece birkaç dakika. Yangınlar sadece ağaçları değil; içindeki hayvanları, böcekleri, toprak altı canlılarını ve hatta mikroorganizmaları da yok ediyor. Ekosistem büyük bir darbe alıyor. Bu yıkımın çoğu zaman insan ihmaliyle başladığını görüyoruz. Piknik ateşi, sigara izmariti, cam kırıkları, hatta elektrik direklerinden çıkan kıvılcımlar… Bu tür durumlar önlenebilir. Bu yüzden bireysel bilinç çok önemli. Ayrıca yerel ve ulusal düzeyde daha fazla bilinçlendirme çalışması yapılması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle orman köylerinde, kırsalda ve tatil beldelerinde halkla buluşan eğitim programları, tatbikatlar ve gönüllü yangın ekiplerinin oluşturulması hayati. Doğaya sadece sevgiyle değil, bilgiyle de yaklaşmamız gerekiyor.”diye konuştu.
“NEM ORANI DÜŞÜK, HAVA SICAKLIĞI YÜKSEK, TOPRAK KURAK”
İklim değişikliğinin yangın sezonunu uzattığını belirten Uğur, bu sürecin artık bilimsel bir gerçeklik olduğunu vurguladı. Uğur, “Orman yangınlarının artışında iklim değişikliği etkili mi sizce. Kesinlikle. Artık bilim insanlarının da net şekilde ortaya koyduğu bir gerçek var: İklim değişikliği yangın riskini artırıyor. Yükselen sıcaklıklar, azalan yağışlar, uzayan kurak dönemler ve artan rüzgârlar yangının hem çıkışını hem de yayılımını kolaylaştırıyor. Eskiden yangın sezonu Temmuz-Ağustos ile sınırlıydı, artık Mayıs’ta başlıyor, Ekim’e kadar uzanıyor. Nem oranı düşük, hava sıcaklığı yüksek, toprak kurak… Bu tablo, yangın için adeta bir davetiye çıkarıyor. Dolayısıyla orman yangınlarını sadece bir ‘afet’ olarak görmek yetmez, aynı zamanda iklim politikalarının bir sonucu olarak da ele almalıyız. Enerji üretimi, tarımsal uygulamalar, şehir planlamaları hepsi bu denklemde yer alıyor. Hem bireyler olarak yaşam biçimimizi hem de yerel yönetimler olarak kent planlarımızı bu gerçeği dikkate alarak yeniden ele almalıyız.”diye konuştu.
“DÖNÜŞÜM ZOR AMA MÜMKÜN”
Topraktaki nem kapasitesinin azaldığına ve barajlardaki doluluk oranlarının düştüğüne dikkat çeken Uğur, “Kuraklık, son yıllarda tarımsal üretimin en büyük tehdidi haline geldi. Bandırma ve Güney Marmara Bölgesi için de bu tehdit çok yakıcı. Özellikle bu yıl yazlık ürünlerde ciddi stres belirtileri gördük. Toprağın nem kapasitesi azaldı, barajlardaki doluluk oranları düştü, çiftçi tarlayı sulamakta zorlanıyor. Bu sadece çiftçinin meselesi değil. Tarımsal üretim azaldıkça, ürün fiyatları artıyor, pazarlar daralıyor, kırsalda gelir düşüyor. Zincirleme bir ekonomik etkiden bahsediyoruz. Bununla birlikte, kuraklıkla mücadelede artık modern tarım tekniklerini benimsemek zorundayız. Damla sulama, yağmurlama, toprak analizine dayalı gübreleme, kuraklığa dayanıklı tohum çeşitleri gibi uygulamaların yaygınlaştırılması gerekiyor. Ben hem mühendis kimliğimle hem de sahada üreticilerle birebir çalışan biri olarak bu dönüşümün zor ama mümkün olduğunu görüyorum.”dedi.
“ÇOCUKLARIMIZA ÇEVRE BİLİNCİ KAZANDIRMAK ZORUNDAYIZ”
Doğayı korumak için bilinçli şekilde hareket edilmesi gerektiğini söyleyen Uğur, “Doğayı korumak yalnızca devletin, belediyenin, sivil toplumun görevi değil. Her bireyin yapabileceği çok şey var. En basitinden ormanlık alanda ateş yakmamak, izmarit atmamak, cam ve plastikleri doğaya bırakmamak birer hayati adım. Ama bununla sınırlı değil. Evde suyu tasarruflu kullanmak, çamaşır makinesini tam doldurmadan çalıştırmamak bile dolaylı olarak tarımı ve çevreyi etkiliyor. Tarım yapan vatandaşlarımız için de doğru sulama teknikleri, toprak yapısına uygun bitki seçimi ve verimli tohum kullanımı çok önemli. Bilinçli üretici, doğaya en büyük katkıyı sağlar. Son olarak çocuklarımıza çevre bilinci kazandırmak zorundayız. Evde başlayan bu eğitim, okulda ve toplumda pekişmeli. Çünkü doğaya saygı, gelecek kuşaklara bırakılacak en büyük mirastır.”diye konuştu.
“HER KARIŞ TOPRAĞIN, DALIN VE CANLININ BİZE BİR EMANETİ VAR”
Kuraklıkla mücadele çağrısında bulunan Uğur, “Her karış toprağın, her dalın, her canlının bize bir emaneti var. Bu emanete sahip çıkmak sadece bugünü değil, geleceği de korumaktır. Kuraklıkla ve yangınlarla mücadele etmenin yolu, ancak birlikte hareket etmekten geçiyor. Siyaset üstü bir mesele bu. Doğayla barışık bir yaşam biçimini, üretim modelini ve kent anlayışını benimsemeliyiz. Ben Bandırma’da yaşayan bir mühendis, bir baba, bir vatandaş olarak hem mesleki hem vicdani olarak bu konularda mücadele etmeye devam edeceğim. Tüm halkımızı da bu sürece aktif olarak katılmaya davet ediyorum. Çünkü doğaya borcumuz var; hem de çok büyük bir borç.”dedi.
HABER MERKEZİ

