26.05.2019 - Banses Gazetesi - Bandırma Güncel Haber

Erken Çocuklukta Bilişsel Gelişim Ve Dil Gelişimi 09/05/2019

Biliş terimi içsel zihin sürecini tanımlamaktadır. Bilişsel gelişim; bebeklikten yetişkinliğe kadar bireyin çevreyi, dünyayı anlama, düşünme yollarının daha kompleks ve etkili hale gelme sürecidir. Dil genel tanımıyla insanoğlu tarafından oluşturulmuş çeşitli semboller ile sözel veya yazılı formda geliştirilmiş olan iletişim kurma aracıdır ve insanı insan yapan en önemli özelliklerdendir. Zihinsel düzenin sağlanmasında da dil kazanımının büyük rolü vardır. Dolayısıyla dil gelişimi çocuğun zihinsel işlevlerinin gelişimiyle yakından alakalıdır.

Çocukların oyun oynarken kendilerini ifade ediş biçimlerini iyi gözlemlemek gerekir. Çünkü çocuk oyun oynarken hem bilişsel kapasitesini ortaya koyar hem de dilini etkili kullanmayı öğrenir. Bunu tek başına oyun oynarken ya da karşılıklı ve grup içinde oyun oynarken de yapar. Bu yolla çatışmalarını ifade edebilir, ebeveynlerini taklit edebilir ya da kendini özgü bambaşka semboller kullanabilir. Örneğin ; ‘Çocuk oyun sırasında oyuncaklara ve arkadaşlarına zarar veriyor’ evde şiddet görüyor ve bunu yansıtıyor olabilir. Oyun çocuğun kendini ifade ediş biçimiyse eğer çocuğu gözlemleyerek pek çok bilgi edinebiliriz.

Vygotsky’nin bahsettiği bilişsel gelişimi etkileyen faktörlerin hepsi kendi içerisinde çok önemli etkilere sahiptir ancak dil gelişimi ve öğrenimi ile çevre (ebeveyn ve öğretmen) desteğinin hepsinden daha önemli bir rolü olduğu görüşündeyim.

Dilde gecikmeye neden olan faktörlere değinecek olursak; organik bir hasar yok ise bu konuda anne-baba tutumunu birinci sıraya koyduğumu söyleyebilirim. Örneğin ; uzun süreler tv karşısında oturtulan çocukların yeteri kadar konuşulmadığı ve uyaran alamadığı için dil gelişimleri olumsuz etkilendiğini, dikkat eksikliği, saldırgan davranışlar, uyaran eksikliği, otizm spektrum bozukluk kapsamında çevresel faktörlerden biri olduğunu bilmekteyiz. Tv, telefon, tablet gb tek yönlü iletişim araçları konusuna ekstra önem verdiğimi belirtmek isterim. Zaman içserisnde özellikle bahsettiğim yakınmalarla ilgili kliniğe başvuran çocukların ebeveynlerinden aldığım en önemli bilgi çok fazla tv izletmiş, yemek yerken telefon ve tablet kullanmı, yalnız kaldığında oyalansın diye, ağladığında susturmak için ellerine tek yönlü iletişim araçlarını tutuşdurdukarını beyan etmiş olamalarıydı.Bu konuda alanyazında pek çok araştırmada yer almaktadır. Tabi bunu her çocuk için söyleyemeyiz genetik faktörlerin bu bozuklukların oluşumunda rolü büyük ama risk faktörü olarak üzerinde çevresel faktörleri yadsımamaız gerekir.

Diğer bir örnek; çocuk taklit edebileceği bir model bulamıyorsa, çok küçük yaşlarda anlamaz denilerek konuşulmayan ailelerin çocuklarında, çocuk büyürken yaşına uygun değil de bebekçe konuşmanın devam edildiği durumlarda, çocuğun konuşmaya gerek duymayacağı ebeveynin çocuk daha kendini ifade edemeden ‘hık dediğinde’ tüm ihtiyaçlarını karşıladığı durumlarda da dil gelişimi sekteye uğrayabilir. Bu çocuklar konuşma ihtiyacı hissetmeyebilir ya da telaffuzları net olamayabilir. Bu örnekler pek tabi arttırılabilir ben gözlemlerimden yola çıkarak birkaç ekleme yapmak istedim. Ebeveynin model olması ve taklit becerisinin önemine ‘Sosyal Etkileşim Kuramı’ nda da yer verilmiştir. Çocuğa sürekli uyaran verilmesi yani çevresel etkileşimin ve iletişimin en üst seviyede sağlanmasının çocuğun hem bilişsel hem dil gelişiminde önemli olduğunu düşünmekteyim.

Üstünde durulması gereken bir noktada okul öncesi dönem çocuklarında sık gözlemlenen kendine yönelik konuşmadır. Vygotsky’e göre bu dönemdeki çocuklar konuşmayı sadece başkalarıyla iletişim kurmak için değil kendileriyle iletişim kurmak ve davranışlarını düzenlemek içinde kullanırlar. Bu bir çocuğun sağlıklı gelişimi adına oldukça önemlidir. Piaget çocuğun bu dönemde diğer insanların görüşlerini ele almadaki yetersizliği sebebiyle bu davranışı ortaya çıkarttıklarını öne sürmüş. Vygotsky ise bu davranışı kendine yönelik konuşma olarak tanımlayarak çocuğun kendini düzenlemesinde önemli olduğunu savunmuş. Çocuğun bu düzenleme işinde destekçilere ihtiyacı vardır. Kendi davranışlarını düzenlemek için bu kendine yönelik konuşmaları dış dünyaya sinyaller verme olarak değerlendirirsek, çevresinde olumlu , algıları açık , ilgili bireyler olması çocuğun bu yönünü geliştirecek ve kendini ve zihinsel süreçlerini düzenlemesine yardımcı olacaktır.

Sonuç olarak burada biliş, bilişsel gelişim ve dil gelişiminden bahsedilmiş süreçlerin hepsini koca bir puzzle’ın parçaları olarak görüyorum. Piaget düşünce ve dil gelişim modelini otistik, ben merkezci , sosyal olarak sıralamış Vygotsky ise; sosyal , ben merkezci, içsel konuşma olarak sıralamıştır. Çocuk sosyallikten bireyselliğe giderken pek çok yol kat etmelidir. O kendi yolunda ilerlerken ebeveylerin ve öğretmenlerin bu gittikleri yolda ona rehber olmaları ve yanlarında yürümeleri gerekir. Vygotsky’e katılmadığım tek nokta bir adım önde olma görüşü ; bu durumun çocukta yetersizlik duygusuna ve özgüven eksikliğine , kaygıya sebep olabileceğini düşünüyorum. Çocuğu tüm bilişsel kapasitesi ve yetenekleriyle salt olarak değerlendirmek ve ona uygun beklentiler ve amaçlar belirlemek önemlidir.

Okuma önerisi; Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı ve Vygotsky’nin Zihinsel Gelişim Kuramı

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Paylas
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ