18.10.2018 - Banses Gazetesi - Bandırma Güncel Haber

Başkanlar evleri unuttu! 21/09/2018

Tufan Dalgıç

Yazarın şu ana kadar yazılmış 120 makalesi bulunuyor.
Paylas

Geçtiğimiz 13 Eylül Perşembe günü yaşanan sel felaketinin ardından Bandırma, yaralarını sarmaya başladı. Ağırlıklı olarak Şehit Süleyman Bey ve Kâşif Acar caddeleri ile Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan esnafın zarar gördüğü ve dükkânları suların bastığı uzun süre gündemden inmedi. Ancak tam bu noktada evleri birçoğumuz görmezden geldik. Sırf biz mi? Hayır, başkanlar da görmezden geldi. Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza ve Büyükşehir Belediye Başkanı da nedendir bilinmez su basan evlerde yaşayan insanları ziyaret etmeyi atladılar. Bandırma’da 600 Evler, Sunullah ve 17 Eylül mahalleleri başta olmak üzere 104 evi su bastı. Bu rakamlar şu an için kaymakamlığa ulaşanlar. Birkaç gün içinde sayı daha da artabilir. Benim dikkat çekmek istediğim nokta şu: Belediye Başkanları esnafı gezdi, dertlerini dinledi. Ancak evleri zarar gören insanları ne yazık ki belediye başkanları unuttu. Şunu söylemek gerekli; yalnızca esnaf değil, evleri ve eşyaları su altında kalan onlarca insan, belediye başkanlarına dertlerini, sıkıntılarını anlatmak isteyebilirdi. Umarım başkanlar esnafa gösterdikleri ilgiyi ev sahiplerine de gösterir. Başkanlık esnafla bir-iki kez fotoğraf çekilmekle, yolları yapmakla olmaz. Başkanlık, halkın her ihtiyaç duyduğu anda onların yanında olabilmektir.

BIRAKIN İŞİMİZİ YAPALIM

Gazeteciler olarak hemen her haberde bir biçimde zorluk yaşıyoruz. Gazetecilerin sözde işini kolaylaştırma ve iletişimini sağlamak amacıyla kurumlarda var olan “basın bürosu” çalışanları da aslında işimizi kolaylaştırmak bir yana zorlaştırmak için neredeyse elinden geleni yapıyor. Bandırma Belediyesi’nde çalışan arkadaşları tanıdığımız için pek sorun yaşamıyoruz. En azından işimize saygı gösteriyorlar. Ancak Büyükşehir Belediyesi ve Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi “basın büroları” için aynı şeyi söylemek güç. Örneğin, Zekai Kafaoğlu, Bandırma’ya neredeyse tam bir basın ordusu ile geliyor. Çevresindeki ekipten neredeyse fotoğraf çekemez, görüntü alamaz duruma geliyoruz. Haa, Zekai başkanın Bandırma’ya gelip şöyle önünde poz vereceği,“Ben yaptım” diyeceği yer de pek yok aslında. Üniversiteye gelirsek, aslında tam bir kaos ile karşı karşıyayız. Uzun saçlı fotoğrafçı arkadaş, sürekli olarak tek görüntü alanın kendisi olduğunu düşünerek önümüzden geçmeyi, önümüzü kapama işini çok iyi yapıyor. Bir görseniz, boyunca objektifi olan çift fotoğraf makinesi taşıyor. Üniversitede geçmişte bu işi biri öğrenci 2 kişi yaparken hiç sorun yaşamıyorduk. Basın bürosunun sayısı 7-8’e ulaştı ve çalışan sayısı yükseldikçe yaşadığımız sorunlar da artı. Örneğin; Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu, açılış için üniversiteye geldiğinde, konusu geçen uzun saçlı fotoğrafçı arkadaşımız bakan ve diğer konuşmacıların video kaydını alırken 6 kez önümden geçerek önemli bir işe imza attı. Bakanın geldiği gün tripot kısa olduğu için koltuğa oturup, tripotu kucağıma alarak çekim yapmaya çalışırken, sağ olsun üniversitenin fotoğrafçısı tam tamına 6 kez kameraya 15-20 santim uzaklıktan geçti ve videoya dâhil olmayı başardı. Hakkını yemeyeyim 4’ncü geçişinin ardından “özellikle mi geçiyorsun?” dedikten sonra, 5’nci geçişinde eğilir gibi yaparak sırtını kadraja soktu, 6’ıncı geçişinde de nihayet eğilmeyi akıl etti. Oysa kamerayı görmemesi imkânsız yani kamerayı görmediyse nasıl fotoğraf çekiyor? Bu da başka bir tartışma konusu olur herhalde. Neyse benim görüntülerimi bozarak çektiği fotoğraflara gelelim. Üniversite, Bakanın geldiği günün gecesinde saat 23.30 civarı çekilen fotoğrafları servis etti. Ancak bizim işimiz yani haber ve fotoğraflar en geç saat 18.00 gibi zaten birçok medya kuruluşunda yayınlanmaya başlanmıştı. Kısacası fotoğrafçı arkadaşın benim işimi zorlaştırarak çektiği fotoğraflar basının hiçbir işine yaramadı. Bir de işimi güçleştirdi. Umarım hem üniversite, hem büyükşehir bu konuda çalışlarını uyarır. Defalarca bu konuda birçok gazeteci arkadaşımızla uyarılarda

bulunmamıza karşın değişen bir şey olmadı. Belki laftan anlamayanlar yazıdan anlıyordur… Gazetecileri itip kakmakla, önüne geçmekle, kendi işini önemseyip gazetecilerin işini yok saymakla bir yere varılmaz. Gazetecinin mesleğini yapmasını engellemek, onun ekmeği ile oynamaktır ve kimse ekmeği ile oynatmaz. Bir de içimizdeki, “İrlandalılar” var. “Bir gazeteci, meslektaşının haber yapmasını engelleyemez” Köy bakkalını bırakıp gazeteciliğe soyunanlar, “ büyük kamera aldım, dünya benim” diyenler, basın için ayrılan aracı gazeteciler gelmeden kaldırtıp, bir kişiye dahi haber verme gereği duymayan “amatör değnekçilik” yapanlar var. İşte bunlar hem kendi kurumlarını ve hem de mesleği daha da zor duruma sokuyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ