22.11.2019 - Banses Gazetesi - Bandırma Güncel Haber

Anı kaybederken 27/09/2019

Tufan Dalgıç

Yazarın şu ana kadar yazılmış 171 makalesi bulunuyor.
Paylas

Yaşamımıza sosyal medyanın girişi ve ardından akıllı telefonlarla birlikte yeni bir boyut kazanması ilk bakışta “Güzel” ve yaşama “renk katan” bir olgu olarak görülse de aslında insanlardan alıp götürdüğü birçok şey var. Sosyal medya, bir başka değişle anıları kayıt altına alma isteği bizlerden yaşadığımız anı alıp götürüyor ve duygudan yoksun dijital bir ortama sıkıştırıyor. Evet, anılarımız var gibi ama biz onları kayıt altına alırken aslında o anıları yaşamadık. Yalnızca kaydettik.

Bu yazıya konu olan anı kaydetmek değil, aslında anı kaybetmek. Uzun süredir. İnsanların cep telefonları ile anılarını ya da herhangi bir durumu kayıt altına alma çabasına tanıklık ediyorum. Bu gibi durumlarla en yoğun olarak karşılaştığım yerler ise konserler, açılışlar, sahne gösterileri ve hatta kaza anları. Geçtiğimiz Kuşcenneti Festivalinde insanların sahnedeki şarkıcının videosunu çekmek, canlı yayın yapmak için birbirleriyle adeta yarıştıklarını görmek “anı kaydederken o anı kaybedenlere” bir şeyler anlatma vaktinin geldiğini gösterdi.

Düşünsenize yanınızda eşiniz, sevgiliniz var. Sahnedeki şarkıcıyı kayıt altına almaya çalışırken yanınızdaki ile hiçbir duygusal bağ kuramıyorsunuz. Çünkü aklınız ve duygularınız söylenen şarkıda ya da o şarkıyı sevdiğin biriyle canlı olarak dinlemekte değil. Aklınız farklı olduğunuzu hissettirmek ve bunu sosyal medya üzerinden diğer insanlara ulaştırmakta. Bunu yaparken de en iyi videoyu çekmek, açıyı kaybederim diye tedirginsiniz. Belki birkaç yıl sonra “ne güzel konserdi” diyeceksiniz ama o konserin sizin duygularınıza dokunmadığını bilin. Hatta bu konuda bence kendiniz bir yoklayın. “Konserde neler hissetim?” diye sorun kendinize. Unutmayın gözünüz dijital ekranda en iyi kadrajı yapmaya çalışırken, elleriniz de gözlerinizle bağlantılı çalışıyor. Aklınız en iyi görüntüyü çekmek ve onu paylaşmakta kalınca yanınızdaki ile ortaklaştırdığınız duygular yok, belki el ele tutuşmayı bile atlıyorsunuz. Bir an var evet ama duyguların pekişmediği anlara biz “anı” demiyoruz, dememeliyiz. İnsanı farklı kılan yalnızca düşünmesi ya da zekâsı değil.  Yaşamı duygularıyla yoğurarak zamanı “Hatıralar-anılar” olarak biriktirmesi. Yukarıda anlattığım durumun bir benzerini çocuklarınıza da yapıyorsunuz. Çocuğun ödül aldığı bir yarışmada veliler yine telefonlara sarılıyor. Aslında o noktada çocuğun elde ettiği başarının hiçbir önemi yok. Anne ya da babanın bunu sosyal medya üzerinden insanlara duyurarak övgüler alma isteği ve beklentisi var. Sosyal medya bizi onanma ve beğenilme isteği ile kuşatmış durumda.  Aslında bir çocuk çıkıp “ Ben ödül alırken ne hissettin anne” dese. O anı kaydeden anne ya da baba ne yazık ki pek bir şey söyleyemeyecek. Çünkü çocuğun aldığı ödül ile değil sonrası ile ilgileniyorlar. Yine yukarıdaki gibi o ortamın duygularını harekete geçirmesi söz konusu değil. Sözün kısası; anıları kaydetmek bahanesi ile anılar biriktiremez duruma geldik. Bir başka bakış açısıyla anıları hatırlamakta artık gereksiz. Çünkü artık hepsi kayıt altında. Geçmişte kompakt bir fotoğraf makinesi ile çekilen 1-2 fotoğrafın yerini yüzlerce kez deklanşöre basılan dijital görüntüler aldı. İnsanlar en güzel poz için ne yazık ki dakikalarca uğraşıyor. O fotoğraflar da anı olmaktan çıkıp, kendini beğendirmeye kadar uzanan travmalara dönüşüyor. Hele kaza ve trajik olayları görüntüleyenler var ya işte burada kesinlikle teşhirci bir anlayışın ortaya çıktığını söylemeliyiz. Hatta diğer insanlara yollanan ve üzerine konuşulan bu görüntüler kimi zaman insanın da vicdanını yaralıyor. Habercilik yapmak amacıyla çekilenlerden bahsetmiyorum. Olaya tanık olmuş, yaşananlara tamamen hakim edasıyla insanlara duyurulan görüntülerden bahsediyorum. İnsanların vicdansız hale gelmesinden… Ölümün, kazanın, şiddetin, acının sıradanlaştırılmasından bahsediyorum.

BİR GÜN BELKİ YİNE DUYGULARIMIZI HATIRLARIZ

Elbette anı kaydetmek ve yıllar sonra bunlara ulaşabilmek önemli. Ancak yaşadığımız çağda, kitle iletişim aygıtlarının gelişmesiyle anı kaydetmek çok ayrı bir noktaya gidiyor ve biz anı kaydederken duygularımızı yitirdiğimizin farkına bile varmıyoruz. O ince çizgiyi bulabilene ne mutlu! Anılar yalnızca belirli bir zaman diliminden ibaret değildir. Anılar,  duygularımız ve o duyguları sevdiklerimizle ortaklaştırdığımızda oluşur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ